Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam27
Toplam Ziyaret43792
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.22022.2291
Euro2.76482.7759
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 12° 2°
Videolar
Site Haritası
Takvim
Mustafa Kemal ATATÜRK
Saat

Yöremize...ait...herşey

KARAOVA’DA TÜTÜN VE TÜTÜNCÜLÜK

(MUĞLA İLİ BODRUM İLÇESİ PINARLIBELENKÖYÜ)

1.TARİHSEL GELİŞİM: Tütün, patlıcangiller familyasından ‘’Nicotiana’’ cinsinden yaprakları sigara yapımında kullanılan bir yıllık otsu bir bitkidir.

                             

 Haziran-Ağustos aylarında pembemsi çiçekler açan 0,75-1,5 m. boylarında bir yıllık ‘’kültür’’ bitkisidir. Gövdeleri dik ve kendine özgü ‘’akma’’ sı vardır. Çiçekler tepesinde salkım durumunda bulunur. Meyveleri tohumludur. Amerikan yerlileri Avrupalılar gelmezden önce tütün kullanmaktaydılar. İlk Avrupalı yerleşimciler tütün içmeyi kızılderililerden öğrendiler. Daha sonra Avrupa’ya taşıdılar.

             Tütün, 1500 yıllarında Antillerden (Karayipler)İspanyol gemicileri vasıtasıyla İspanya’ya ve oradan Avrupa’ya yayılmıştır. 1570 yılından sonra da Osmanlı coğrafyasına gelir. 1633 yılında İstanbul’da meydana gelen ve 20.000 evin yanmasıyla (Yangının nedeni olarak tütün ateşi gösterilir.) tütün ve kahvehaneler yasaklanır. Uymayanlar cezalandırılır. Bu konuda öne çıkan padişah 4.Murat’tır. Rivayete göre 4.Murat bir kayığa biner, halk arasındaki turlarından birindedir. Kayıkçı, falcılığı ile nam salmıştır. Denizde seyir halindeyken bir şişe şarap çıkarır, yanında da afyon. Padişaha ikram eder. (Padişah olduğunu bilmemektedir.) Padişah geri çevirmez ve sorar :

-Padişah bunları yasaklamamış mıydı? der.

Kayıkçı da:

-Saraydan burayı nasıl görsün! der.

Bunun üzerine 4.Murat padişahın nerede olduğuna dair kayıkçıdan fala bakmasını ister. Kayıkçı fala bakar ve 4.Murat’a ‘’denizin üstünde’’ dedikten sonra durumu anlar. 4.Murat’a kafasının kesilmemesi için yalvarır.

-Peki benim İstanbul’a hangi kapıdan gireceğimi bil, affedeceğim seni… der.

-Padişahım, ben size şimdi hangi kapıdan gireceğinizi söylersem siz gider başka kapıdan girersiniz. Ben size en iyisi bir kağıda yazayım girdikten sonra okursunuz.

4.Murat kayıktan indikten sonra kayıkçının kafasını vurur. Şehre ‘’Yenikapı’’ dolaylarından girer fakat o zamanlarda orası şehrin kapılarından biri değildir. Şehre girer ve ‘’buraya yeni bir kapı yapın’’der. Daha sonra kayıkçının verdiği kapalı zarfı açar ve kağıdı okur:

’Padişahım yeni kapınız hayırlı olsun!’’

               Kırım Savaşı’yla başlayan iç ve dış borçlanma sürecinin sonucunda Osmanlı hükümeti borçlarını zamanında ödeyemeyeceğini açıklayınca (1875) alacaklı devletler Osmanlıya büyük tepki gösterdi ve Osmanlının ödeme planını kabul etmedi. Osmanlı Maliye sistemine de güvenmeyen alacaklılar ülkede toplanan vergileri kendi kurdukları bir teşkilat ‘’Duyun-u Umumiye’’ vasıtasıyla toplamak istediler. Artık vergileri Osmanlı memurları değil alacaklı ülkelerin kurduğu şirketi REJİ memurları toplayacaktı. Bunun neticesinde Osmanlı Devleti’nin en önemli gelir kaynağı ‘’Tütün, Tuz ve Alkol’’ den toplanan vergiler alacaklı ülkelerin kurduğu şirkete 30 yıl süreyle bırakıldı. Reji idaresi kendi memur ve silahlı ‘’KOLCU’’(golcu)ları vasıtasıyla vergi toplamaya başladı ve toplanan bu vergiler Osmanlının borcundan düşülmeye başlandı.                                                                     

 

Osmanlı üreticisi ürettiği tüm ‘’tütün,tuz ve alkol’’ü Reji’nin belirlediği fiyattan Reji idaresine vermek zorundaydı. Köylü Reji’den izinsiz kendi içeceği tütünü dahi saklayamazdı. Köylü kendi içeceği tütünü önce Reji’ye 3 kuruşa verir sonra 10 kuruşa geri alırdı. Bir köyden başka bir köye izinsiz tütün taşımanın cezası çok ağırdı. Kolcu’ların VUR yetkisi vardı. Bunların 20.000 dolayında Türk köylüsünü vurarak öldürdüğünü bazı kaynaklar yazarlar.

                  Tütün üreticilerinin Reji den ruhsat alması ve ürünlerini yalnızca Reji’ye satması şart koşulur. Başka alıcı bulamayan üretici, tütünü değerinden çok ucuza satmak zorunda kalır. Kaçak üretim ve satış yaygınlaşır. Kaçakçılıkla devletin kendi güçleri uğraşması gerekirken ‘’kolcu’’larla denetim yapılması üreticiye eziyettir. Reji’yle antlaşma 1914 yılında 15 yıl daha uzatılır.

                   26 Şubat 1925’te Tütün Reji’si ortadan kaldırıldı. 1 Mart 1925’te Fransızlardan alınarak devletleştirildi. 1930 yılında 1701 sayılı ‘’Tütün İnhisarı Kanunu’’ çıkarıldı. Reji’nin kurucularından biri olan köklü ve güçlü Avusturya Bankası KREDİTANSTALT 1931 yılında büyük bunalım sırasında iflas etti.

2.YÖREMİZ: Pınarlıbelenli 1903 doğumlu Garip dede(rahmetli) :‘’ Çocukluğumda buraları çekirge sürüleri bastı, her yer çekirge oldu. Perişan olduk. Sıtma hastalığı vardı. Hepimiz tütüncüydük.’’ Pınarlıbelen köyü Karanlık Mahalllesinden 1922 doğumlu İsmil Dayı(İsmail Guzgun):‘’Benim çocukluğumda tütüncülük vardı’’ demektedir. Askere gideceğim sıralarda Gelinaşagillerle ortaktık. Ben arıkçı idim. Fakat küs olduğum bir kız vardı. Ben arık çekerim oda çeker. Ben tütün dikerim oda diker. En sonunda yemek yerken dayanamadım. Barıştık. Ben askere gittim. Gelince sordum evlenmiş. Yüreğim cızz etti .Bir daha da görüşmedik.’’

Buradan, bu iki anlatımdan anlıyoruz ki Karaova yöresinde tütüncülük Cumhuriyetten önce var.

                                                                                                                                                             ÇÖKERTME Çökertmen türküsünde geçen  :‘’Golcular gelirse Halilim nerelere kaçalım.’’

 (…)                                                                                                                                                          sözlerinden ‘’Reji’’ görevlilerinin burada kaçakçılarla uğraştığını hatırlıyoruz. İç kesimlerden (Karaova, Milas, Yatağan…) getirilen tütünler Bodrum üzerinden Adalar’a kaçak olarak götürülüyordu. Kerimoğullarının asıl kökeni Muğla Pisi(Yeşilyurt)’dir. H.İlker Altınsoy ‘’KERİMOĞLU’’ romanında tütün kaçakçılığı için Karanlık’a gelindiğini ve orada kalındığını…’’ belirtmektedir.Daha önceki gelişlerinde Eyüp Efe ile Hüseyin Efe Pisi’ye geri dönerler.Kerimoğlu Ali,Süleyman(Mariz) ve İbrahim- Karanlık’ta kalıp Etrim ile Pınarlıbelen arasındaki Kerimler tepesine yerleşirler.(Bir gün ‘golcular’Kerimler tepesini basar. Mariz’in fişekliği karşı mahallede evdedir. Mariz bir ıslık çalar köpeği boynuna fişekliği dolayıp yanına gelir.Golcular Kerimler tepesine yaklaşamaz.Fakat daha sonra sıkıştırırlar ve öldürürler.Mariz’in mezarı Kerimler tepesinde Etrim’den Kerim Uyar’ın tarlasının içindedir.-şu an kaybolmuş vaziyette.-Köpeğinin üç gün üç gece mezarının başında beklediği daha sonra kaybolup gittiği söylenir.)                                                                                   

  Yörenin Osmanlıdan daha çok korktuğu ‘’GOLCULAR’dır.Golcuların’’VUR’’emri vardı.20.000 köylüyü vurduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir.Osmanlının derdi başkaydı.Askerlik için,seferberlik için gelirdi.Bulamadıkları asker kaçağı idi.Onların peşlerine düşerdi.

                   1908 yılında Bodrum Kaymakamı Hürriyetin İlanı ile birlikte ‘’af’’geleceğini belirtir.Ve bütün kaçakların teslim olmasını ister.Karaova’dan 3 kişi teslim olur

Karanlık’tan:

1.Kerimoğlu Ali,

2.Zillinin Kerim(Goca Kerim),

3.Karaosmanoğlu Ahmet(Kurt).

              Kısa bir süre Bodrum kalesinde yattıktan sonra salıverilirler.

              Tütün  Karaova’ya ilk geldiğinde Etrim’den Memedçikler(Bugün ki Topanlar,Topanoğulları)

’ben karnıma kazık kakmam’’ deyip tütün dikmeyi reddederler.(H. Cangır)Fakat,kimi kişilerde bunun doğru olmadığını söylemektedirler.Araştırmalarda Etrim’de en fazla tütün yapan sülalelerden

birisi de Memedçiklerdir.Tütüncülükle uğraşan Karaova’da eski Ağalar:

1.Osman Karaova(Çömlekçi),

2.Kayaoğlu(Tepecik),

3.Hacı Hüseyin Ağa(Mumcular),

4.Haliloğlu (Mumcular),

5.Velioğlu(Çamarası),

6.Kocaosmanoğlu(Sazköy),

7.Molla İbrahim(Pınarlıbelen),

8.Memedçikler(Etrim).

Karaovada Tarlalardan Bir Tanesi Tütün dikilirken Basma tarlası   Karanlık mahallesi

                   1929 yılında dünya’da büyük bir ekonomik kriz patladı. Özellikle sanayisi olan ülkeleri daha çok vurmasına rağmen bundan tarımda etkilendi. 1931 yılında Pınarlıbelen’de 2 kişi tütün satabildi. (Kimi kaynaklar buna 4 der.) Türkiye bu dönemde KLİRİNG sistemini uygular. Malını alanın, malını alma ilkesi. Kriz ucuz atlatılır.

#### DİKİM-ÇAPA-KIRMA-BASMA-SATMA:

                Makine ile tütün dikimi

 Tütün dikimi için güzün tarlalar hazırlanır. –Varsa- hayvan gübreleri toprağa serilir.  Ve tarla bir kez sürülür. (Eylül ayında tarlalardaki tohumları güzel olan tütünlerden tohum kesilir.)

                  Ocak ayı sonunda keten torbalarda tohumlar çimlendirmeye bırakılır. Üzerine su verilir. Sıcak ve nemli yerde saklanır. Şubat ayı başında fide (fidan) ekilecek yerler hazırlanır. Güneş gören, kuytu yerler tercih edilir. Ekilen fidelerin soğuk görmemesi için her türlü önlem alınır.(Naylon, çam dalı vs…) İki günde bir sulanır. Hayvan gübresi elenir ve kapak adı verilen ince, toz gübre fidelere serpilir. İçlerinin otu ayıklanır. Ot basması önlenir.Şubat ortasından Mart ayı sonuna kadar fide yetiştiriciliği devam eder.Tütün dikecek olan herkes kendi fidanını kendisi yetiştirir.Ortakçılık yapanlar kiminle ortaksa fideyi ondan alır.Pazardan fide alana pek rastlanmaz. Fakat fidanlıkta fideler biter daha da dikilecek yer varsa o zaman fidesi olanlardan veya pazardan fide alınır.Fideler ‘’keme kulağı’’olunca artık dikime hazırdır.Güzün,kışa doğru sürülen tarlalar tütün dikilmezden önce iki kez sürülür.Buna ikileme denir.İkileme sonunda tarla sürgülenir ve dikime hazır hale getirilir.

                   Karaova’da herkes tütüncüdür ve herkesin eşeği vardır.Eşek ve öküz vazgeçilmez hayvanlardandır.Çünkü onlar olmasa tarlalar sürülmez tütün keretirleri(küfe,köfün) taşınmaz.

                   Tütün dikimi insanla olur,amele lazım.2,3 kişiyle o kadar tarla zor dikilir.Karaova’da ortakçılar hariç hemen hemen herkes dikim için amele bulurdu.Genellikle ameleler Bodrum merkezden,Geriş’ten,Yalıkavak’tan Müsgebi’den,Bitez’den…Çiftlik’ten gelirlerdi.En az olanı 1 arıkçı

ve 2,3 dikiciydi.Ağaların en az 2,3 arıkçısı 6,7 ‘de dikicisi vardı.Bu ameleler yaklaşık 1-1,5 ay Karaova’da mal sahibi ile aynı evde kalırlardı.Evlerde kalacak yer yoksa dışarıya kurulan çardaklarda veya soğuksa yağhanelerin kazan odasında da kalanlar olurdu.Çiftlik’ten gelenlerin bazıları akşam olunca evlerine geri dönerlerdi.(Bir gün Çiftlik’ten gelen arıkçı Karaova’ya geç gelir ağa’da buna kızar verir veriştirir.Çiftlikli kızarır bozarır en sonunda der ki ‘goca sen ağa isen ben de bey’im’ der arkasına bakmadan çeker gider.Kaynak kişi Çiftlik’ten rahmetli Mehmet Gener)Bodrum ‘dan gelen arıkçılar arık çekerken en çok şu türküyü mırıldanırlardı:

                          ‘’Galeden indim yayan

                                                               a yarim aman

                             Mendilim dolu payam

                             Yarimi eller almış

                                                               a güzelim aman

                             Dayan yüreğim dayan

                              (…)

                   Bodrum pazarında(eski Bodrum pazar yeri) Bodrumlular Karaovalı fötr şapkalı adamları gösterip bu benim ağa öteki falancanın ağası diye okaliptüsün altında bekleşip laflarlardı.Yalıkavak’ tan Bursa ve Artvin Vali Yardımcılığı yapmış olan Muslu Bey(Muslu KÖSE):’’Benim çocukluğum Karaova’da Karanlık’ta geçti. Arabın Celalla biz Makamın gölünde suya girdik.Yüzmeyi ben orada öğrendim ‘’demiştir.

                   Mart sonunda sabah erkenden fidanlar yolunur.Keretirlere(köfün) istiflenir.Daha önceden sürülmüş ve sürgülenmiş tarlaya gidilir.Bir urgan boyunda ‘’say’’lar belirlenir arık çapasıyla çekilir.

Fideler dikilmezden önce hafif çamurlu suya batırılır.Özel yapılmış tütün çivileriyle dikilir.Genelde arığı erkekler çeker kadınlar tütün diker.Erkeklerin çokluğunda erkeklerde tütün diker.Eğer yevmiye usulü tütün diktiriliyor ise arıkçıların yevmisi dikicilerden fazladır.En kolay arık kumlu ve ak topraklı yerlerde çekilir.Kara topraklı yerlerde arık çekmek ölümdür.Akşam eve gittiğinizde yemeğin başında uyursunuz.

                   En geç Mayıs ayına kadar-mayıs 15(!)-tütün dikimi devam eder.Çok gerekirse su verilebilir.

                   Nisan ayının 15’inden sonra tütünlerin çapası gelir.Mutlaka yapılması gerekir.Bunu mal sahibi genelde kendisi yapar.3-4  kişilik aile çapasını yapar otunu yabancı otlardan                              temizler.Bodrum’dan ve Çiftlik’ten gelenler tütün dikiminden sonra evlerine geri dönerler.Bazı Ağalar     

dikme,çapalama,kırma ve dizme bittikten sonra amelelerini gönderir.Çapa zamanında tutmayan ve kurtların yediği fidelerin yerine aşı yapılır.Bu arada bir ‘’nisan yağmuru’’beklenir…Çapalama işlemleri mayıs ayının 15’ine kadar sürer.

                        Haziran,Temmuz ve Ağustos 15’e kadar tütün kırma (hasat)zamanıdır.Önce dip kısmında işe yaramaz sarı yapraklar sıyrılır.İki-üç yaprak dip alınır.En verimli ve iştahlı ikinci ve üçüncü el tütündür.Tütünü çok sarartmamak ve gök kırmamak gerekir.70’li yıllardan sonra ilaçlama

başladı.Özellikle,‘ballık’hastalığı ve zararlı otlar için çok yan etkisi olan’folidol’ilacı (yörede holdon-foldon denir)kullanıldı.Hatta bu ilacın direk  etkisi de oldu .70’li yılların başında Pınarlıbelen ebesi Ayten Hanım, ‘’folidol’’ içerek  32 yaşında intihar etti.

                         Tütün kırmak için sabaha yakın erken kalkmak gerekir.Kuşluk vakti tütünler sarkar

buruşur.Gece saat 1,2,3’lerde insanlar tarlada olur.Önceleri ay ışığında ,gazlı lükslerle,tüplü lükslerle tütün kırılırdı.O saatlerde ‘’Karaova’’adete –anlatılmaz derecede-sevgilinin sadece nefesini duyacağınız bir gece görünümündeydi.Bu kayboluşlar Kemer ve Tepecik’in altından başlar,Garçın’da

sırra kadem olur, Etrim’de Çeşme başında biterdi.

                          Temmuz ayı orakla tütünün çatallaştığı aydır.Orak zamanı-tütün zamanı.Tütün kırımı

ne kadar meşakkatli ise dizimde o derece meşakkatli olur.

Süleyman YANIK ve Eşi  (Karanlık Mahallesi) Fotoğraf 1985 Yılında çekilmiştir.

Tütün dizerken tütünün içinde ‘malak’denilen çatallı yaprak vardır.O’nu bulup da bir başkasına verirseniz O’nu malak’lamış olursunuz.Bir nevi mağlup etmek,yenmek…gibi. Bu tarif edilemez bir olay.                           Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir şeye rastlanılmadığı söylenir.                                                                                                                         Tütün dizimi bazen gün batımına kadar sürerdi.                                                           

 İnsanların geceden gündüze taşan ve gün boyu süren yorgunluğunu haftada iki sefer köylere uğrayan gezgin sinemacılar yorgunluğu alıp başka diyarlara götürmek üzere film bobinlerine sarıp köyü terk ederlerdi.

                          Tütünü kırıp dizmek ne kadar özen isterse onu kurutmakta o kadar özen ister.Kargılardaki tütünler önce ‘kırmandal’denilen telden yapılan sergi yerinde bir süre kurutulur ondan sonra kedinin bile dolaşmayacağı yerde kurumaya bırakılırdı.Bu sırada özellikle yağmurdan

korkulur.Su, kuruyan tütünü çamura çevirir.(Sergide suyu yerse çikolata olur..Mehmet DUR(Ateş-Mumcular)

                          1954 yılının Temmuz ayında Karanlık’tan Karakazık(Mehmet Ali YANIK) Cavır dağından keçiden gelirken Gölet’in başında keçilerin bir kısmını kaybeder.Kaybolan keçiler köye gelir,oğlu Hüseyin Yanık’ın ‘’TÜTÜN SERGİSİ’’ni çiğner.Baba ile oğul atışır.Baba sinirlenir tüfeğe koşar tüfeğin tetiğini çeker,kurulu vaziyette oğlunun evinin etrafını dolaşır………..O esnada olan olur ve oğul Hüseyin Yanık vurulur.Yeniköy’den Çelik dayı (Mustafa BACAKSIZ) bu olay üzerine ‘’Zalim Baba’’(KARAKAZIK) adlı bir şiir yazar ve besteler.Bir iki sene bu türkü düğünlerde söylenir çok acıklı olduğu için bir daha da söylenmez.

                                                                                                                                                                          ’Kale dağı Karanlığ’a bakar mı?

  Adam evladına da babam kurşun atar mı?

  Oğlunu öldürüp map’sanede yatar mı?

                             Katil baba zalim babam nasıl vurdun beni?

                             Şu genç yaşta kara yerlere nasıl koydun beni?’’(…devamı var.)

                  Sergide iyice kuruyan tütünler kapalı bir alanda kargılardan çıkarılarak istiflenir,yığınak yapılır.Yığınak yapılırken çok dikkatli olmak gerekir.Yapraklar kuru olduğu için  özenle istif edilir.Bu istifte folidol –su kesinlikle kullanılmamalı.Çok zararlıdır.Ekim ortası-Kasım ayına kadar yığınakta kalan kuru tütünler basılacağı zaman tulumba ile hafif su püskürtülerek tekrar yığınak yapılır.(Köylerde tütün basan insan gücüyle balya yapan üç kasalı-biri yedek-yerel makineler vardır.Bunu köylerde ustalaşmış kişiler kullanır.Etrim’den Hacının İbiram,(fotoğraftaki İbrahim amca ve Oğlu Hasan BAŞOL)

Karanlık’tan Kurt Hasan,Pınarlıbelen’den Hocanın Ali-rahmetli-ve Yavaş dayının Üssen…gibi.) Balyalanan tütünler artık satışa hazırdır.

                  Mumcular’dan 1931 doğumlu Mehmet DUR(Ateş) diyor ki:’’Babamdan,dedemden öğrendiğime göre Karaova’da Cumhuriyetten çok önceleri tütün varmış.Mumcularda Çetoklar ve Haliloğulları başı çekiyorlardı.Ağa onlardı.Çömlekçi’de Osman Karaova, Tepecikte Kayaoğlu başta gelirdi.Çamarası’nda Velioğlu, Etrim’de Memedcikler.Ben Karaova’da her köyde 15 tüccar önünde eksperlik yaptım.(Muhtar Ataman’ın temsilcisi görevinde-şirket temsilcisi)

Karaova yöresinde ortalama 15 000 balya,Milas yöresinde ise 150 000 balya tütün olurdu.Balyalar 55-60 kg. kadardır.Balyaları kontrol ederken üç yaprak alırdık.Ona göre kalite belirlenirdi.Kapa,B-A grad, duble,dip,2.el,uç altı…’SUNNİ GÜBRE ÇIKTI’ Karaova’da tütünün kalitesi düştü.Ben kendim 17 sene Tepecikten ortakçı buldum,tütün diktirdim. Tepecikliler fidanı kendileri yaparlardı.Pazardan fidan almazdık.Ova toprağı kabadır.B graddır.Garçın A grad..Sazköy’ün önü,Kurudere altı iyi tütün verir.En kaliteli Etrim altıdır.1974-1975 yıllarında özellikle Etrim’de 40 kişi baş fiyat ve baş fiyatın üstünde tütün sattı.Genelde baş fiyat için millet 70 cl’lik rakı’ya bakardı.Çünkü 70’lik rakı ile baş fiyat aynı giderdi.Ayrıca İrmene(Çamlık)’ın tütününe söz söylenmez.Koçanlar balık gibidir.İrmene’de TEKEL baş fiyatına kapatılan tütünler vardı.Benimle birlikte şirket temsilciliği yapan Rodop’a çalışan Kemal ,Hüsemler’de baş fiyatın üstünde 35 liraya tütün aldı ve sonu oldu.’’

                    Şubat ayında TEKEL baş fiyatı açıklanır.Tütün paraları Mart-Nisan aylarında ödenir.Tütün paraları ödenmeye başlayınca köylünün yüzü güler, Karaova’daki esnafın yüzü güler,Milas esnafı ise dört gözünü açar!Karaovalılar tütün parası için Milas’a gider;kimisinin parası Milas’ta kimisinin ki Mumcular’da biter.Ağalar yıl içinde ortaklarına verdiklerini hesaplar.Ortaklar bazen ağa kapısından geri döner.Ağanın yüzünü görmek yeterlidir.Sorsa belki de borçlu çıkacaktır.Bir gün de olsa saltanat sürmek üzere Milas’tan, Mumcular’dan ‘tükenmeden gelenler’in yanına usulca sokulmak üzere kaybolur gider.

                     Mumcular’dan Karaova’ya bakıyorum.Yarabbim ben serap mı gördüm?

NOT:Yazı için Cevat CANGIR’a ve .Sitemize Katkılarından Dolayı çok Teşekkür ederiz.

Bazı Fotoğraflar icin Metin GÜLESCİ'YE TEŞEKKÜR EDERİZ.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------                                                                                             

ADA   ÇAYI , ELMA ÇALISI (Salvia-fruticosa)

 Ballıbabagiller (lamiaceae) familyasından salvia cinsine oluşturan kokulu bir bitkidir.Pınarlıbelenköyü dağlarında bolca bulunan bir bitki türüdür.Tüylü yaprakları ve çalımsı şeklinde gövdeleri vardır.Yaprakları taze iken kurutulur.Çay şeklinde demlenilerek içilir.Yapraklı dallarından ise elma yağı elde edilir.Köyümüzde Ada çayı genellikle demlenerek içilirek tüketilir.Az olarakda yağı çıkartılarak tüketilmektedir.Yaz sonlarında Sonbahar başlarında yağmur yağmadan taze yaprakları toplanılmalıdır.aksi halde yapraklarındaki aramosu gerçek kokusunu kaybeder.Ada çayı soğuk algınlığı ,nezle ,grip,öksürükte karın ve baş ağrılarına çayı içilir.Elma yağı ise soğukalgınlığı ve ağrılarda üsten sürüldüğünde ve  yanıklara elma yağı sürüldüğünde iyi geldiği bilinmektedir.

KEKİK:Ballıbabagiller(Lamiaceae) familyasındandır.Thymus,Thymbra,Origanum,Coridothymus,satureja cinslerinin genel adıdır.Kendine özgü keskin bir kokusu vardır.Orman alanlarında,cayırlık alanlarda bol miktarda bulunmaktadır.

Pınarlıbelen dağlarında bolca bulunan bitki türüdür.Kekik bitkisinden yaprak çiçek durumlarının su buharı distilasyonu yöntemi ile %2-%8 oranında yakıcı lezzetli aramotik kokulu uçucu yağ elde edilir.Kekiğin yapraklarında uçucu yağ bulunmasından dolayı kekik bitkisi kaynatılarak çay yapılması durumunda etkinliği kaybeder.

Güneşi ve sıcağı sevdiği için toprak sıcaklığının fazla olduğu kayalık ve dağlık bölgelerde çoğalır.Ayrıca Yemeklere konan bir baharat olan kekik kokusuyla meşhurdur.

Pınarlıbelen köyümüzde ise kekik kekik çayı,kekik yağı,ve kurutularak baharat şeklinde kullanılmaktadır.Kaynatılıp içildiğinde soguk algınlığına,gribe,ve nezleye iyi geldiği bilinmektedir.

 PAMUKLUK:Maki yani Akdeniz bitkisidir.Ege ve Akdeniz'in denize yakın dağlarında yetişir.

Baharda Mor-Beyaz çiçekler açar.Hayvanlar pek itibar etmezler.İzmir ve Aydın'ın belli bölgelerinde Adaçayı,kekik,defne gibi toplanıp tüccarlara satıldığı duyulmaktadır. Pamukluk işlenip Deri ve Ayakkabı yapımında kullanılmaktadır.

Pınarlıbelen dağlarında bolca bulunmaktadır.Köyde yaşayanlar çok iyi bilirki Cıntar mantarı pamuklukların altında bolca bulunur.

PİREN(PÜREN):KARACAOĞLAN'IN Dediği gibi Arılar

konmaz oldu pürene/şükür olsun bu sevdayı verene Piren maki

yani akdeniz bitkisidir.

Akdeniz ve Ege bölgesinde çam ormanlarında bolca bulunur.Çam

balı yaparken arılar pirenede uğrar ama oranı yüksek olursa bal

kalitesiz olur.Çeşitli türleri bulunmaktadır.

 

 .

Pınarlıbelende eskiden kök boya halıların ipleri piren çalısı kaynatılarak boyanır.özelliklede yapağı halıların dokumasında kullanılan ipler piren

Çalısından kaynatılarak boyanır.Piren çalısından kırmızı renk/Yeşil renk/

çiğ sarısı ve koyu sarı renk ipleri elde edilir. 

 .

KİRİŞLİK:Latince ismi Asphodelus aestivus'dur.Kirişlik yapraklarının arasından uzun cubuk şeklinde büyür.

Önceleri birbire yumulmuş şeklinde olan kireşlik zamanla şuan resimde gördüğünüz şeklini alır. Koyu yeşil gövdesinden sağa sola sap şeklinde uzanır.Kış aylarında yeşerir yaz aylarında ise kurur.Kireşliğin kurusunu özellikde kökündeki yaprakları koyunlar cok sever yaz aylarında koyunları otlatmaya cıkardığımız zaman koyunlar tarlalarda kireşlik arar.Aynı zamanda cocukluk dönemlerimizin kireşliği keser birbirimizin kankasıyla güreştirirdik.Kalın ve kurumaya yakın olanlar kanka güreşinde kazanma şansı daha yüksektir.

 .

DAĞ ÇİLEĞİ:Uzmanlara göre yaban çileği,bağışıklığı güçlendiren besin değeri yüksek bir meyve Yaban çileği,normal çileğe oranla daha küçüktür.

Doğada kendiliğinden yetişen ve normal çileğe oranla daha keskin kokulu olan yaban çileği ,vitamin deposudur.

Çocuk felci,ağız ve deri yaralarını oluşturan bazı virüsler için öldürücü etki taşıyor.Halk arasında dağ çileği olarak da bilinen yaban çileği, C vitamini açısından oldukça zengin bir meyvedir.Pınarlıbelen'i çevreleyen bütün dağlarda olur.Hormonsuz olduğu için gerçek çilek lezzetini dağ çileklerinde bulabilirsiniz.Özelliklede Karanlık dağlarında belen göl dağlarında bolca bulunur.Dağ çileğinin meyvesinin dış kısmı törpülü şeklindedir.

 .

KÜNDÜK-KÜNNÜK:Akdeniz bitkisidir.2 çeşittir.Akıllı kündük(künnük) ve deli küddük(künnük) akıllı künnüğün sakızına tek kelime söyleyemezler.Ayrıca bepbe dediğimiz tohumları olgunlaşınça (siyahlaşınca)yemesi bir hoş olur.

Taze sürgünleriyle eski ustalar sepet örerler.Ayrıca taze sürgünleriyle çok güzel şiş olur özellikle etleri şişe dizdiğimiz zaman gündük(günnük) ağaç kokusunu et lezzet verir.

 .

AZAN BİTKİSİ:Akdeniz bitkisidir.Yöremiz dağlarında ilkbaharda sarı sarı çiçekler açar.Dikenlidir.Bal deposudur.

 Baharın güzelliğine renk veren dikenli bir o kadar çiçeği güzel kokan, göze hoş gözüken bir görüntüsü vardır.

.

                 SANDAL AĞACI(Arbutus-andrachne)

Akdeniz ikliminin ve bu yörenin bitki türlerinden birisi olan sandal köyümüzde Karanlık Dağlarında,(Mineşli kaya)Etrim Dağlarında (Thengale),Kaklık Dağlarında (Kaplan) bolca bulunur.Gövdesi düz ve pürüzsüz olup  kabugu soyulmadan önce giri soyulduktan sonra kiremit kırmızı renge dönüşür.

Birden fazla gövdesi vardır.Boyları 7-8 metre'ye kadar büyür.Belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonrada 18-24 cm çapına ulaşırlar. Mart ve Nisan aylarında çiçek açarlar ve çiçek açtıktan sonra bilye şeklinde küçük küçük  meyveleri vardır.

Yaprakları yeşildir. Acımsı bir tadı olduğu için yenmez.Gövdesi zamanla kalınlaşır ve cok serttir.Sandal ağaçının gövdesinden el yapımı tahta kaşık ve yöremizde hamur açmada kullanılan oklava  yapımında ve köyümüzde kahvelerimizde bulunan sandalyeler genellikle bu ağaçtan yapılmıştır.

Özellikle akdeniz ve cevresinde yetişen kıl Keçisi bu ağacın yapraklarını cok sever ve yabani Çilek ağacına çok benzer.  

              

                     EGE’DE KÖY DÜĞÜNÜ (PINARLIBELEN-BODRUM) 

           Köy yaşantısı içerisinde en köklü geleneklerin başında köy düğünü gelmektedir.Eskiden masallardan ve efsanelerden dinlediğimiz 40 gün 40 gecenin bir minyatürü gibidir,düğünler… Köyümüzde genelde ters düğün Çarşamba akşamı başlayıp Pazar günü kız evinde gelin alınmasıyla oğlan evinde güneş batmak üzereyken gelinin baba ocağına girmesiyle son bulur.On düğün ise Pazartesi başlayıp Perşembe günü gelin almasıyla son bulur.Hafta sonu yapılan düğün ‘’ters düğün’’ hafta içi yapılan düğün ise ‘’On düğün’’dür.Eskiden Pazartesi ve Cuma günleri  ‘’duvak’’ dediğimiz oğlan evinde de düğün olurdu. Artık bu günümüzde yapılmamaktadır.Nedeni hayat pahalı ve düğünlerimizin  çok masraflı ve eziyetli olması nedeniyle  duvak düğünü günümüzde yapılmamaktadır.Köyümüzdeki Düğünlerin en önemli özelliklerinden biride köylülerimizin birbirine yardım etmesidir.Bugün benim düğün varsa yarın senin var misali herkes birbirine yardımeder.

(Eski düğünlerimizin tamamı on düğün şeklinde olup, düğünler bir hafta  sürermiş.Düğün cuma günü Dermantalı(değirmen tahılı)  kaldırılması ile başlar.Dermantalını develere yükleyerek değirmene un yapmaya götürülürmüş.Düğünde ekmek ihtiyacını karşılamak için …Cuma günü güneş doğmadan develere buğdaylar sarılır,en ön deve’ye bayrak asılır,hepsinin üzerine halı örtülerek derman talı değirmene götürülüp un yaptırılıp akşama eve getirilirmiş.Ertesi günde köyün kadınları toplanıp un eleyip düğüne hazırlıklarını yaparlarmış.                Pazartesi günü bayrak güneş doğmadan silah atılarak dayrak dikilir.O gün iki kişi ekmek eder.iki kişide yemek yapacak kadınlarımız bulunurmuş.Bayrak dikme günü çeyiz alma olmazmış.                Salı öğleden sonra davul-zurna eşliğinde dibeklerin olduğu yere keşkek dövmeye gidilirmiş.
                                             (Etrim'deki Dibek)
                         (ETRİM'DEKİ DİBEĞİN TOKMAKLARI)
(Etrim-Kaklık-İnişdibi) Bugünkü Etrim- Kaklık arasındaki resimde
görülen dibeğin olduğu yere giderlermiş.Aşagıdaki resimde Pınarlıbelendeki  dibeğin oldu yere giderlermiş.
                 (Pınarlıbelendeki dibek)
Karanlık mahallesinin  belli bir yeri yokmuş, yerde döverlermiş.Keşkek dövülürken silah atılır.Belli yerlere hedef tahtası yapılıp,hedefi ilk vurana rakı verilir imiş o gün orda sanki ayrı bir düğün yapılırmış.            Çarşamba Günü sabahtan gelinlik deve ile getirip tekrar geri dönülüp akşamda düğün olurmuş.Düğünde hep yöresel türküler çalınıp bıçak ve kaşık oyunları çok meşhurmuş.Akşam da geline kına yakılırmış              Perşembe Günü sabah erkenden kalkılır.Kız evine kız evinin yaptığı sarili(saraylı tatlı) alınmaya gidilip sarili alınıp gelin alıcıya yedirilirmiş.Ondan sonra davul-zurna eşliğinde çeyiz ve gelin  almaya gidilirmiş.Gelin ata bindirilerek gelin alma olurmuş.Çeyiz alma 5 veya 6 deve ile gidilirmiş. Gelin ata binmeden atın üstüne erkek çocuk bindirilirmiş gelin alınıp oğlan evine varıldığında damat at etrafında üç defa döner (Gelin inmek istemez ,oğlanın babası ona köklü bir ağaç verir ondan sonra inmeye razı olur.)gelini kucaklayıp gelin kapıya vardığında gelin eve girmeden kapıya yağ ve bal sürdürülür.Gelin eve girermiş.             Cuma günü sabah gelin ve damat kalktımı(kalktığı zaman) tüfek atılır.Mahalle gezdirilip Bohça dağıtılır(gelin akrabalarına hediye dağıtırmış) tekrar düğün kurulur.Duvak dediğimiz düğün olurmuş.Duvağa gelinin anası ve babası katılmazmış.Duvak biterken düğünün yerinin  ortasına bıçak dikilir,bir ırbık(ibrik) su konur  bıçağın yanına gelin yenge ile bıçağın etrafında üç defa döner gelin bıçağa tekme atar bıçağı kim kaparsa  o kişiye rakı ve para verilirmiş hediye olarak. Gelin ırbıktaki suyu döke döke eve kadar gider ve eski düğünlerimiz de böylece bitermiş.    Bu anlattığımız düğünler 1975 yılından önçeki düğünlerdir.Bu düğünleri araştırırken 1975 yılından sonra eski gelenek ve göreneklerin  unutulduğu anlaşılmıştır.Günümüz düğünlerini anlatmadan eski düğünleri anlatmamın sebebi bir çok benzerlik olduğunu ve eski düğünlerin sosyal bir eğlence olarak yapıldığı günümüzdeki gibi adet yerini bulsun diye yapılmadığı gözlenmiştir.Hayat şartlarının ağırlaşması…çalışma ortamları..televizyon…bilgisayar…iş yerinin köy dışına çıkması…gibi nedenler…)  

             Gelin ve damat sözlenip nişanlandıktan bir süre  sonra düğün tarihi konur ve ilk iş olarak düğünü  yapacak çalgıcılar tutulur.Bu işi oğlan evi organize eder.Ücretleri ne ise oğlan evi tarafından karşılanır.Kız çalgısı için yöremizdeki sanatçılar tutulur.Oğlan evi çalgıları ise Milas Dibekderesi köyünden Romen davul zurnacılar tutulur.

Düğün başlamasına belli bir süre kala ‘’okuntu’’(davetiye) dağıtılır.Bu okuntu düğüne  davetiye anlamındadır. Okuntu olmayan düğüne gidilmez derler değerli büyüklerimiz.Okuntu genellikle havlu, atlet,gömlek,yazma, kumaş (erkekler için pantolonluk) basma (kadınlar için )şeklinde dağıtılır.Havlu ve atlet tanıdıklarına diğerleri 1. derece yakınlarına dağıtılır. Pazartesi  ve Perşembe sabahı saat 3 ile 6 arası ‘’bayrak dikme’’ işlemi başlar. Tavuk çorbası kazanlarda yapılır.Rakılar açılır, sabahtan erkenden içilen rakılar belli bir süre sonra etkisini gösterir.

Havaya silah atılarak bayrak dikme işlemi yapılır.Sabah dağların arkasından güneş görünüp ortalık aydınlanmaya başlandığı zaman önceden hazırlanan bayrak direğinin uç kısmana Türk bayrağı bağlanarak Bayraktar tarafından bayrak dikme işlemi yapılır.Türk bayrağı silahlar eşliğinde dikilir.Tüfek atmanın sebebi ise Türk bayrağının ve toprağının tüfek sesleri ile kazanılmasıdır. Bayrağın dikilmesi düğünün başladığını bayrağın indirilmesi düğünün bittiği anlamındadır. Düğünün bitiminde ertesi günü Bayrak direği pazartesi Bayraktar tarafından indirilir. (Bayraktar:damadın yardımcısıdır)  

Perşembe ve pazartesi  saat 10 gibi davul zurna eşliğinde kız evine çeyiz almaya gidilir.Çeyiz almaya gidilirken önceden oğlan evi tarafından hazırlanmış süslü tepsiler ve ağırlık denilen sandık içinde hediyeler eşliğinde kız evine çeyiz almaya gidilir. Çeyiz almaya genellikle damadın arkadaşları eşlik eder.Çünkü eşya taşımada erkeklere çok iş düşer. Davul zurna eşliğinde gelinin anne ve babasının el emeği göz nurunun gözler önünde sergileneceği bir andır.Çeyizler oğlan evi tarafından kız evinden  alınıp oğlan evine götürülür.Çeyizler damadın evine konulduktan sonra hanımlar hamaratlarını gösterip yeni çiftlerin evini güzelce dayayıp döşerler.

               Salı ve cuma günü kız evinde deli kına dediğimiz düğün olur.Bu düğünün ilk günüdür. Gecede kına yakılmadığı için o gün olan düğüne deli kına denilmektedir.Bu düğün akşam 6 dan sonra başlar.gündüz düğün olmaz o gün her iki tarafta cumartesi gününe hazırlık yapar.Oğlan evi hep birlikte kız evine giderek kız evinde eğlencelerini yaparlar. Çeşitli yöresel oyunlar oynanır.

       ( YÖRESEL OYUNLARIMIZ OYNANIRKEN)

 Cuma günü  yaprak sarmaları,düğünde hayvan kesilmiş ise et doğrama işlemleri ve kısacası köyün hamarat hanımları toplanıp bütün işleri imece usulü yaparlar.

                 Düğünün en yorucu günü   ise ‘’uslu kına’’dır. Düğünde geline kına yakılan  çarşamba ve cumartesi günleridir. Damat gelin ve arkadaşlarını erkenden kuaföre götürür. Kız ve oğlan evinde ise sabah erkenden ateşler yakılır. Kazanlar kurulur.

Yemekler pişirilir.Köyümüz düğünlerinin en önemli özelliği imece usulüdür.Köyde herkes ineği olanlar,yoğurt.tereyağı,peynir, çayı,şekeri getirir yardım amacıyla tüm düğün işleri birlikte yürütülür,köy ahalisiyle….Öğleye kadar her iki tarafta da  yemekler pişmiş olur.Öğle ile birlikte çalgıcılar da düğüne başlamış olur.

Köyümüz ve Karaova civarında en meşhur yemeği Keşkek'dir.Düğünlerin olmazsa olmaz yemeğidir.

                               (KEŞKEK)

                   Kuafördeki işini bitiren gelin ve damat ilk olarak oğlan evine gidilir, anne ve babanın eli öpülür, yemek yenir, oğlan evinde yöresel oyun oynanır.Takılar takılır.Damat gelini kız evine bırakmaya gider. Anne ve babanın eli öpüldükten sonra damat geri döner. Damatlıklarını çıkarıp gelen misafirleri karşılar.Akşam kız evinde ayrı oğlan evinde ayrı düğün yapılır. Oğlan evi düğünü içkili olur genellikle. Soğuk mezecisi ayrı yemekçisi ayrıdır.Akşam belli bir saatten sonra damat soyma işlemi yapılır. Bayraktar(sağdıç) tarafından damada damatlık elbiseleri davul zurna eşliğinde giydirilir.Bayraktar damadın elinden tutarak meydan yerine çıkarır.Takı işlemi yapılır.Damat sırayla oynamak isteyenler ile yöresel oyunlarımızı oynar.

Düğün sonlarına doğru damat arkadaşları ile birlikte kız evine kına yakmaya gidilir.(Buna kız evine baskın da denir.)

                     Çarşamba ve cumartesi günü kız evinde ise ilk dans başlar. Düğünde yöresel oyunlar oynanır.Önce kızlar ayrı ayrı ,erkekler ayrı ayrı ve köy köy gençler halinde oynarlar.Damat cumartesi kız evine geldiğinde ikinçi dans yapılır.havai fişekler patlatılır(!).Çeşitli yöresel oyunlar oynandıktan sonra kına yakmaya geçilir.Gelin ve damat sandalye üzerine oturtulup kız ve oğlan evindeki bayanlar ellerinde kına tepsisi ile gelin ve damadın etrafında dönerek çeşitli türküler söyleyerek kına yakarlar.

 Gelin başı üzerinde büyük kırmızı bez atılarak gelinin kız arkadaşları bezin altına girer ağıtlar eşliğinde gelinin ayak ve ellerine kına yakarlar.Tıpkı aşağıdaki Türkü gibi:

 Getirin gına yakalımYetmezse biraz katalımGelinim sözün tutalımA gelin gınan kutlu olsunGittiğin yerde dilin tatlı olsunYengeler yakar kınayıAğlatmayın garip anayıAğlama sarı gelin ağlamaGidiyon sevdiğin oğlanaRaflara koydum biberiGidiyon evlerin dilberiAğlama sarı gelin ağlamaGidiyon sevdiğin oğlanaA gelin a gelin gınan kutlu olsunGittiğin yerde dilin tatlı olsun 

Yazan:Mehmet CANGIR(Kemancı…Kemancı Memed)

                              

Kına yakma işlemi bittikten sonra damat gelini kollarına alarak eve götürerek gece son bulur.

 Perşembe ve Pazar günü erkenden ocaklar yakılır.kazanlar kurulur, yemekler pişirilir. Bu günlerde  yemekler çarşamba ve cumartesiye nazaran az yapılır.Çünkü Perşembe ve  pazar günleri  öyleden sonra yemek verilmez. Artık düğünün son gününde davul-zurna çalgıcılarına (orkestra)damadın arkadaşlarına çok iş düşer.

    (Oğlan evi hep birlikte Gelin almaya giderken) 

Bayraktar öncülüğünde  gençler ile davul zurna ile konvoy halinde kız evine gidilir.Burada en önemli nokta ise gelin alıcının gittiği yoldan geri dönmemesine özen gösterilir.Gelin alıcı dönüşte imkan varsa dönüş istikametini değiştirir.Bayraktar elinde bayrak ile gelin almanın en önünde gider.Bayraktar nereye giderse gelin almacıda oraya gider.Kız evine varıldığında Kız evi çalgıları oğlan evini karşılamaya gelir.

            (Kız evi çalgıları Oğlan evi karşılarken ) 

Gelin ile birlikte tekrar birlikte meydana gelinir( eğer nikah yapılmamış ise nikah yapılır.Genellikle nikah perşembe  veya pazar günü gelin almada yapılır) ilk olarak gelinin başında gelin şekeri kırılır.

                                         (ŞEKER KIRMA)

Kıbleye dönülerek şeker kırılmasına dikkat edilir. Gelin ve damat birbirlerine şeker ikram ettikten sonra damadın arkadaşları damada boynuna tuz torbası asarlar,süpürge verilir ,ayva hediye edilir.( ayvayı yedin anlamında )Çeşitli oyunlar oynandıktan sonra en son kız evi ve oğlan evi akrabaları ayrı ayrı oynatılır en son olarak gelin hanım ‘’ak daşı’’türküsünde oynatılarak gelin alma olayına geçilir.         

 Aktaşı kaldırmalı yılanı öldürmeli Aman yandım belalım Geliyorum keklik sımalım Gelen gelin alıcıyı geriye döndürmeli

Yandım belalımmm.

Geliyor şahin sımalım Aktaşın altındayım 16.yaşındayım Yandım belalım elleri kınalımGeliyor keklik sımalım 16.Yaşından beri güzeller peşindeyim Aman Yandım belalım geliyor keklikGüzelim.. Yazan:Mehmet CANGIR .
 Gelinin anne ve babaları olmak üzere bütün akrabaları ve arkadaşları bir daha baba evine gelmeyecek şekilde duvak altında tek tek ağıtlar eşliğinde ayrılırlar. Kız evinde hüzün oğlan evinde neşe vardır. Oğlan evi yengeleri gelin babası ayıldıktan sonra duvak adetini uygularlar. 4 metre uzunluğundaki kırmızı bezin üzerine mavi eşarpla gelinin başı bağlanır eşarp üzerine zeytin dalı ve çiçekler takılır. Gelini vermeden önce gelinin babası tarafından gelin kuşağı bağlanır.Duvağı örtülür.  Gelin evden ayrılırken arkasından su dökülür ve bozuk paralı buğday atılır..

bu sırada gelinin sandığı çıkartılır gelin anne baba ve akrabaları ile vedalaştıktan sonra gelin davul-zurna eşliğinde gelin arabasına bindirilir ve kız evinden ayrılır.Gelin alındıktan sonra damat ve arkadaşları yollarda dura dura çeşitli yöresel oyunlarımız oynayarak oğlan evine gelinir.Güneş batarken gelin eve konur.Düğünde damada yardım eden arkadaşları damada eve vardıklarında şaka anlamında çeşitli eziyetler yaparlar.Gelin arabasının önünde damada yumurta pişirtilmesi gibi…

Damat 3 kez araba etrafında dolandırılır ve damat gelini kucaklayarak baba evine koyar.Gelin Eve girmeden geline evin kapısına yağ ve bal sürdürülür. Herkes dağıldıktan sonra imam nikahı kıyılır  Daha sonra damat arkadaşlar tarafından sille tokat eşliğinde eve konularak düğün sona erdirilir.    

   

 Not: Düğünlerimiz ile ilğili fotoğrafları çeken ve bize ulaştıran  Dr. Nail UYGUR'a teşekkür ederiz.

YAZ BAHÇESİ: Köyde yaşamanın güzel yanlarından biridir. Yiyeçeğini Ekebilmek ve yetiştirebilmek..Kış aylarının soğuk olması ve köyde kış aylarında don olaylarının görülmesi ve de seracılığın  olmamasından dolayı köydeki vatandaşlarımız yazın yiyebileçekleri sebze ve meyveleri  Nisan ayının ilk haftasından itibaren  meyve (kavun -karpuz-acur)sebzelerini(börülce-bamya-domates-nohut-merçimek -bakla) dikerler.Yalnız bu dikilen sebzeler dikilirken can suyu dediğimiz su verilir ve başka su verilmez ve yağmurlar yağana kadar bu meyve ve  sebzeler  ürün  vermeye devam eder. Şunuda belirtmekte fayda var bu dikilen sebze ve meyveler tamamen yerli tohumlardır ve sulanmazlar. kesinlikle zirai ilaç kullanılmamaktadır.Tamamen organik olarak yetiştirilmektedir.

Yaz bahçesi ile ilğili fotoğraflara foto galeri bölümünden bakabilirsiniz.    

Eşek : atgillerden, uzun kulaklı binek ve hizmet hayvanı, merkep, karakaçan (equus asinus).

Buda köyümüzün haydarı Köyümüzde eskiden her evde bulunurdu ama artık zamanla önemini yitirmektedir.Köyde eskiden tütün tarlarından tütün çekmede ve zeytin tarlarında zeytin çekmek için her evde bulunan eşek zamanla artık köyde bir iki tane kalmıştır .Resimdeki eşeğin yavrusu SIPA namıdeğer ismiyle haydar. 


KARAN BİTKİSİ (ÇALISI)(GARAN)

            Karan bitkisi diğer bir adıyla halk dilinde( Bodrum yarımadasında ve pınarlıbelen köyünde) Garan çalısı Yılın belli aylarında mor çiçekleri ile doğaya renk katan otsu

Bir bitkidir.Aslında yabani bir lavantadır.Boyu 20 ile 100 cm arasında değişir.Bitki Tipi çalıdır.Dallar belli uzunlukta  ,kadifemsi dokuda olup,lacivert bir çiçek kapsülü onun uçunda mart sonları mayıs ortalarında açan mor renkli çiçekleri vardır. Doğada 0 ile 100 rakım’da yetişir.Yetişme alanları Granit yamaçlar,kayalık kireç taşı,makilik alanlar,firigana,Pinus brutia orman açıklığı vb bitki yetişme alanlarıdır.Yaşam süresi çok yılıksıdır.Anavatanı Doğu Akdeniz  Türkiye’de Aydın,İzmir,Muğla ve Eğe Adaları’dır.

  

       

Karan otu ile ilgili bir çok araştırma var. Bunlardan bir tanesi de ‘Bodrum Yöresinde Halk tıbbında yararlanan bitkiler ‘başlığı altında bir araştırmadır. Karan otu endemik tür olan adını bu yöreden alan lavandula stoechas ssp cariensis (karabaş otu/karan otu/anababa kokusu) 10 Reçete ile yaygın kullanılan bitkilerindendir.Çiçekli dalları çay olarak öksürük ve Bronşitte soğuk algınlığında ,baş ağrısında,kum sançısında,ülser, mide,göğüs ağrılarında,Kalp rahatsızlıklarında,Alerjiye karşı dalları kaynatılıp suyunda banyo yapılır.Konak kepek önlemede yararlanılır.

 

Yörede bulunan her iki alt türünde yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir.denilmektedir.Bodrum Yarımadasın’da olduğu gibi Pınarlıbelen köyünde özellikle karanlık mahallesinde bol bulunur. Karanlık mahellemizin  ismi aslında  Garannıktır.Karan  (Garan)otundan Gelmektedir.Bu mahallemizde bolca bulundugundan zamanla halk dilinde ‘garannık Karanlık olmuştur.(Bir çok kimse karanlık ismini duyduğu zaman burası gerçekten karanlık’mıdır diye sorarlar) Karan Bitkisinden Köyümüzde Çayı yapılır.Bodrum ve muncular pazarında bolca bulunur.Aynı zamanda kökünden dalları kırılır,kırılan dalları bir araya getirilerek süpürgesi yapılır.  

  Karan Bitkisi

 HAYIT, kışın yapraklarını döken, yaz aylarında, beyaz-mor çiçekli çalımsı bir ağaççıktır. Çiçekleri yaz sonu açar ve sonbaharda minik yemişler verir. Yaprakları 5-7 yaprakçıktan oluşur.. Akdeniz bölgesinde bolca bulunur. Kökü, yaprakları, yemişleri şifa için, sapıysa sepet ve Keletir  yapımında kullanılır. Hayıtın bilimsel adı Yunanca'da namus anlamına gelen agnos-castus’tan gelir.Pınarlıbelen köyünde bolça bulunur. Özellikle Dere Kenarlarında Bulunur.

PINARLIBELENDE  DOĞAL OTLAR                                              

 tabiat denen sanatsal öğelerle yüklü esrarengiz tablo içersinde, ilkbahar ve sonbahar değişime uğrarken  Renk cümbüşü şeklinde kendini gösteren bu değişim bir bakıma yeni mevsimi karşılama hazırlığıdır. Sonbahardan ilkbahara kadar köyümüzde bu değişim yaşanmaktadır.Bu renk cümbüşü içersinde farklılık arz edenler tabiattın doğallığı içersinde kendini ifade etmeye çalışan, doğal yetişen ürünlerdir.Çağlar boyu insan oğlunun beslenme gereksinimi olarak önemli bir yer tutan doğal ürünler özellikle teknoloji çağının yaşadığımız bu yüzyılarda dahada önem arz etmektedir.Doğal ürünler bakımından köyümüz(Pınarlıbelen) çok zengindir.Yağmurların yağması ile yeşeren otlar yavaş yavaş kendilerini göstermektedir. Pınarlıbelen köyünde yetişen ot çeşitliği Ebe Gümeçi,Gazyak,Köremen,Kişkiş,Pazı,Gelinçik,Ispanak,Turp,Hardal otu,Baldıran,

  

Dılan

  

GAZYAK

KÖREMEN

Dılan vb yenilebilen bir çok ot çeşidi  bulunmaktadır.Bu ot çeşitleri ayrı yemekleri olduğu gibi ve (sitemizde bazı ot çeşitlerinden söz edilmiştir. )  hepsinin karışımından köyümüzde  sac böregide yapılmaktadır

SAC BÖREĞİ

Annelrimizin,Bacılarımızın tarlalardan özenle toplayıp,cıkınlara doldurup uzun uğraşlar sonucu yaptıkları ve bir o kadar zor, bir o kadarda lezzetli ot yemeğimizdir.

HAZIRLANIŞI-YAPILIŞI:Tarlardan toplanan bu ot güzel bir şekilde yıkandıktan sonra otlar kurutulur.

Kurutmanın belli bir süresi yoktur.Ama iyice kurutulmalıdır.Kurutulma işlemi tamamlandıktan sonra otlar küçük doğranır.

 

Doğranan otlar çökelek veya peynir ile karıştırılır börek yapımına hazır hale getirilir.hazır olan yufkalar(hazır olmayan yufkalar oklava yardımıyla acılır) 

  

içerisine otlar konur ve otların üstleri yufka ile örtülür.oçakta hazır beklenen sac üzerine konur.

  

Resimde gördünüz şekli alana kadar hapaz yardımı pişirilir.

KUZU GÖBEĞİ

 Şekil bakımından yumurtaya benzeyen,derin oyukları olan 4-6-8 cm çapındadır.Rengi kirli beyaz,gri,kahverenkli,yaşlandıkça da siyahlaşırlar.

Köyümüzde genellikle Etrim ve Karanlık Dağlarında bolca bulunurlar.Ayrıca ilaç sanayisinde kullanılmaktadır.İlkbahar mevsiminde mart ve nisan aylarında Nemli bölgelerde bolca bulunurlar.Kuzugöbeği Pişirilmesi: Temizlenen mantarlar tava içerisinde kızgın zeytin yağ ile soğanlar  sarartılır ve küçük küçük doğranan kuzugöbekleri tava içerisine konur.kuzu göbekleri pişmeye başladığında suyu salmaya başlar.Suyunu yavaş yavaş çekmeye başladığında sarımsak yaprakları ilave edilip suyu çekene kadar pişirilir.(Bilenler köremen yaprağıda ilave edilir)Kuzu göbeği suyunu çektikten sonrada içine yumurta kırılarak pişirme işlemi tamamlanmış olur. 

  

TİLKİŞEN (Asparagus-acutifolius) VE AÇI OT (Tamus-communis)

 Kuşkonmazın yabanisidir.Genellikle ormanlık alanda ,tarlaların sınır boylarında küçük çalılıkların içinde kendiliğinden çıkarlar. Genellikle Yeşil ve Koyu renkte bulunur. 40-150 cm. çalımsı ve odunsu, sarılıcı, hepyeşil, dikenli bir çalıdır.Küçük yaprakları batıcıdır.Bitkinin genç sürgünleri hafif acılıdır.Tilkişen çıktığı yerde koyu ve yeşil olan dikenli bir çalısı vardır.Tilkişen bu koyu yeşil renkte olan dikenli çalının köklerinden bahar aylarında çıkarlar. 

Tilkişenin dikenli çalısı kök halde ne kadar çoksa  tilkişen o kadar  çok olur.  Eğer tilkşenler koparılmaz ise gövdesinden sağa sola tilkişenin uç kısımları çıkar.ve belli bir süre sonra dikenli çalı şekline dönüşür.

Pınarlıbelen köyünde tilkişenler genellikle bahar aylarında çıkarlar.Özellikle mart ve nisan aylarıında bolca bulunur.Tilkişeni toplamak zor ve zaman alıcıdır.Doğayı sevenler içinde bir o kadarda zevklidir.Tilkişen ve acı ot Bodrum pazarında,Karaova ve Milas pazarlarında bolca bulunur.

Acı ot(tamus-communis)  Zambakgiler familyasındandır.

Bir tür sarmaşık  olup boyları 1,5 m 'ye kadar çıkar.Koparılmadığı zaman belli bir yere kadar büyüdükten sonra küçük uç kısımları küçük peynir taneleri şeklini alır.Bu acı otun tomurcuk kısımlarıdır.

 

Belli bir süre sonra kendiliğinden yere dökülür bir sonraki yıl tekrar aynı yerinden çıkarlar. 

 Manisa ve Muğla yöresinde Acı ot, Dikenli acı ot, Kırgın otu (Akseki yöresinde), Aydın yöresinde Kedirgen, Ayvalık bölgesinde İzmiye,  bilinir.

TİLKİŞEN VE AÇI OT KAVURMASI

Tilkişenleri tek tek kontrol ederek taze yerleri ayıklanır.kartlanmış kısımları atılır.

 

Daha sonra zeytin yağ ile biraz soğan sarartılarak pempeleştirilir.

Daha sonra doğranmış tilkişenler tavaya konarak sararıncaya kadar kavrulur.Piştikten sonra kırmızı pul biber, ve tuz eklenir.Sararıncaya kadar kavrulur.En sonda üzerine yumurta kırılarak servis yapılır.

                  Muscari (Müskürüm)
Mavi, mor ve beyaz doğadaki yeşille en uyumlu, gözü rahatsız etmeyen renklerdir. Bu renklerin diğer renklerle doğru kullanılması peyzaj uygulamalarındaki başarının anahtarıdır. İçinde bulunduğumuz ilkbahar günlerinde açan muscariler (Muscari Tubergenianum) mavi rengin en çarpıcı örneklerindendir. Soğanlı olup 20 cm’e kadar yükselebilen üst gövdesi plastik gibi düz yaprakların içinden bir sap üzerinde boncuk boncuk dizili o etkileyici çiçekleri çıkartır. O kadar etkileyiciler ki bazen gördükçe onları ısırasım, yiyesim geliyor.

Anavatanı Anadolu, Asya, Balkanlar olan muscari ülkemizde dağ sümbülü, müşkülüm, morbaş, camız memesi, gavur soğanı gibi isimlerle bilinmektedir. Özellikle Antalya , Denizli ve Muğla çevresinde yetişir. Muğla Bodrum Karaova Pınarlıbelen yöresinde özellikle batıya bakan kaya diplerinde yetişir.İlkbaharda dağlara giden bütün yöre kadınları başlarına bağladığı çemperinin baş üstündeki bağlam yerine mutlaka müşkürüm takarak evlerine dönerler.Erkeklerde sanki sevgiliye sunar gibi mutlaka dağlardan gelirken ellerinde bir demet müşkürümle akşam evlerine dönerler.(Son yıllarda çok önemli bir kozmetik firması bu çiçeği pazarlamak için girişimlerde bulunuyor ve pazarlıyor?!(Dağlarımıza yabancı eli değdirmeyelim?!)Esas tür dışında da Erzincan Kemaliye’de “Fenzl - Keşişbaşı” ismiyle Muscari Azureum yetişmektedir.

Tam güneşten yarı gölgeye kadar, özellikle kireçli olan her türlü toprakta iyi gelişmektedir. Gelişme zamanı sulanmayı yani ilkbahar yağmurlarını sever. Kar yağışı, don bitkiyi pek etkilemez.

Muscari düzgün olmayan ormansı bahçeler için idealdir. Her türlü gelişmiş çalı dibinde iyi yetişebilir. Soğanı kaplayan az miktar toprak bile açmaya yetebilir. Mis gibi kokulu mor - mavi renkler en güzel şu anda açan Forshithialar’ın sarı çiçekleriyle etkileyici durabilir. (Forshithia küçük sarı trompet şeklinde tüm çalının dallarını kaplamış, katırtırnağı gibi açan bir bitki. Dikkat edin etrafınızda dolu var!)


Muscariler yürüme yollarındaki çatlaklarda, azıcık toprak parçalarında, çim yerine değişik yer örtücüler arayanlara en iyi seçimdir. Mor hercai menekşeler, nergisler, çuha çiçekleri gibi mevsimlik çiçeklerle gruplamalarda kullanılabilir.

Yabani bahçe seviyorsanız çim tohumu atarken, muscarileri de serpin (sonbaharda!). Aslında kendi soğan boyunun iki misli toprak altına yerleşmesi gerekirken bu bitki gelişigüzel kabartılmış toprağa atılsa bile ilkbaharda açar.

Üretimi bahçenizdeki gruplaşmış muscarilerin çiçeklerinden sonraki yapraklarının da yok olmaya başladığı dönemde kökten ayırmayla yapılmaktadır. 3 - 4 senede bir grupları azaltmak muscarilere de iyi gelebilir. Aksi takdirde çıldırmış gibi her yeri mavi deniz haline getirebilirler.

İç mekanlarda sümbül gibi saksıyla gelişen bu bitkinin sonradan laboratuvarlarda üretilmiş ince tel, patlamış gibi kokulu bir türü ve beyazı vardır.

Bahçenizde laleler gibi çiçeklerinden sonra sökülmesi gerekmiyor. Ama toprak altı soğan yiyici haşeratlar varsa yapraklarda yok olduktan sonra söküp kuru, karanlık bir ortamda tekrar dikime kadar saklayın. Soğanlarda zamanla yavrular oluşturabilir. Elle kopartıp yeni fideler için saklayın. Muscariler pek hastalanmaz. Sadece çiçekli döneminde potasyum bazlı gül gübresi ister. Bir de kış başlamadan toprağın yanmış büyükbaş hayvan (özellikle at) gübresiyle kaplanmasını ister.

                                                                                                                                      

                                  EBE GÜMECİ (GABA) 

Ege bölgesinin ve Pınarlıbelen köyünün bilinen ve yenilebilen,kış aylarında değerli büyüklerimizin (Annelerimizin-Ninelerimizin) sofralarımızda eksik etmediği ana yemeğimizdir.

Ebegümecine köyümüzde genellikle gaba ismi kullanılmaktadır.Ebegümeci genellikle sürülmeyen çicek tarlarında,Sebze bahçelerinde,Duvar kenarlarında,Tarlaların sınır boylarında,kendiliğinden yetişen ot türüdür.

(Bir Ebegümeçi, Gaba tarlası)      

Baharın gelmesi ile açık penbeden eflatun rengine kadar değişik renkte ve küçük yuvarlak bir meyvesi vardır.Bu açan çiçekler belli bir süre toprağa kendilinden dökülür ve bir dönemki gabanın tohumları Doğanın bir Dönüşü olarak kendiliğinde tohumları ekilmiş olur.  

EBE GÜMECİNİN DOĞADAN TOPLANMASI VE TEMİZLENMESİ

Ebe gümeci bıçak ile kökü toprak kısmından ebe gümecinin kök kısmı kesilir.

Tarladan toplanan ebe gümeci (Gabalar) topraklı olan kökü bıçak yardımı ile toprak kısmı ayıklanır topraklı kısmı su ile iyiçe temizlenir.Daha sonra kabalar bol su ile durulama yöntemi ile temizlenir.

EBE GÜMECİNİN (GABA) KAVURMASI

Tarladan toplanıp iyice yıkanan gabalar küçük küçük doğranır.

  Tava içerisine biraz yağ kızdırılıp tavaya soğan ilave edilir.Soğanlar tava içerisinde biraz sarartılır.Soğanlar sarartıldıktan sonra doğranan gabalar tava içerisine konur.İsteğe görede kurutulmuş kırmızı biber ve kırmızı pul biber koyarsanız kavurma tadında olur.gabalar iyice yumuşayana kadar  pişirilir. 

      

 SELE (EKMEK-BAZLAMA SEPETİ)              

Yuvarlak oval şeklinde olup hayıt ağacından ve kargı(sazlıklarda bulunan bir tür gövdesi sert bir bitki.kamış) dan yapılan seleyi tutabilmek için kulpu olan bir tür örme el işidir.Evin tavanına demir monte edilerek demirin ucu kıvrılır. selenin kulplarından ip bağlanır..İpler demirin kıvralan ucuna takılır.Köyümüzdeki eski evler genellikle topraktan olduğundan büyüklerimiz bazlamaları (ekmek) karıncalardan ve farelerden(haşere böçekler) saklamak ve tütün tarlarında böçeklerden bazlamaları korumak için böyle bir yöntem bulmuşlardır.

                                                TURP OTU

       Yağmurların yağması ile doğada kendiliğinden yetişen bir bitki türüdür.Daha çok Ege Bölgesinde bilinen bir bitki çeşididir. Haşlanıp üzerine limon sıkılarak ve zeytin yağ gezdirildiğinde tadına doyum olmaz. Turp otu  haşlanıp,yaprakları unlanıp kızartılarak da yenir.Köyümüzde genellikle turp otu haşlanması yaygın olup, Turp otu kızartması pek bilinmez .

       Annelerimizin tarladan bolca çıkınlarına  toplayıp kış mevsiminde soframızda eksik etmedikleri yemek çeşididir . Pınarlıbelen köyün de genellikle turp otuna yöre  ( halkımızın diliyle) turup denilmektedir.Bununla birlikte turp otunun bir çok hastalığa  şifa oldugu söylenmektedir.Bunlardan bir kaç tanesi şöyledir.                

-Turp otu böbreklerdeki mikropları öldürür.-Karaçigeri kuvvetlendirir.  -Böbreklerdeki taş düşmesine yardımcı olur.-İdrar söktürür.       -Kabızlığa iyi geldiği söylenir turp otunun.>      
ür.                         DOĞADAN TOPLANMASI 

          Turp otunun  kökü toprak içerisine gömülmüş durumdadır.Bıçak yardımıyla kökü topraktan ayrılır. Tarladan toplanan otlar çıkınlara konarak   yıkanmak üzere eve götürülür.

                               TURP OTUN  TEMİZLENMESİ

          Turp otun üzerindeki dalların yaprakları sıyrılarak temizlenir. Kökü topraklı olduğu için bol su ile yıkanmalıdır.

                                  TURP OTUN HAŞLANMASI 

Temizlenen turp otu tencerede(Dıyan) kaynatılan su içerine ilave edilir. Kaynayan su içerisine biraz tuz atılır.

  

Turp otu yumuşayıncaya kadar haşlanır. Haşlanan turp otları kevkir(delikli kepçe) yardımıyla süzülerek servis tabağına alınır. Servis tabağının içerisinde biraz kaynatılan sudan koymalıyız çünkü tadı daha leziz olur. Servis Tabağına  konan turp otların üzerine biraz tuz,biraz limon, biraz zeytin yağ ilave edilir.Böylece servise hazırdır.

BAZLAMA(EKMEK)
Saç üzerinde Pişirilen bir hamur işidir.Köy halkımız tarafından  Bazlamaya genellikle ekmek denilmektedir.Köyümüzde Anne’lerimizin özenle Hamur
yoğurarak hazırlayıp sofralarımızda yerini alır. 
 
 
 
GEREKLİ MALZEMELER:
Un,ılık Su, tuz,1.5 çay kaşığı kuru maya (1/4 paket yaş maya )

HAZIRLANIŞI
Mayayı, tuzu, ılık suda eritin. Leğenin  içine unu ve Karışımı ekleyip yumuşak bir kıvamda  yoğurun.Hamuru iyice  yoğurduktan sonra tabaklara bölünüz.(tabakların içine ıslak nemli bez koymayı unutmayın çünkü:tabaklara yapışmasını engeller)

*Hamurun üstünü ıslak nemli bir bez ile örtün. Yaklaşık 2-2.5 saat, hamur iki katına çıkıncaya kadar oda sıcaklığında dinlendirin  ıslak nemli bir bezin üstüne koyup üstlerini yine ıslak nemli bir bez ile örtün.

 Hamuru ıslak nemli bezin üzerinde dinlendirmek, hamurun daha fazla kaparmasını ve içini çekmesini sağlar.
Hamur hazır  olduğunda yastiç üzerinde hamuru açınız .

  

  Hamuru saçın üzerine  koyun.  Hapaz  ile sürekli çevirerek ya da sağa sola oynaratak pişirin. Ocağın çok sıcak olması, ya da ekmeğin sürekli aynı pozisyonda kalması, ekmeğin tavaya yapışarak yanmasına neden olur.

  
Ayrıca özellikle sağa sola oynatmanız bazlamanın daha çok şişmesini ve içinin daha kolay pişmesini sağlar.Pişen (Bazlama) Sıçak iken çok güzel olur.Özelliklede kuru peynirin içine zeytin yağ konularak ekmeği’de peynire batırılarak yenildiğinde tadına doyum olmaz. 
 
                             PINARLIBELEN’DE MANTAR ÇEŞİTLERİ 

              Köyümüz doğa mantarları yönünden oldukça zengindir.Bunların bilinenleri Çıntar,Etçik(Et mantarı),Doloman(dobilen),Çimen mantarı,Kök mantarı,Kuzu göbeği’dir.Doğada belli dönemler de çıkan bu mantarlar kendine has kokusu ve lezzeti vardır.Sonbaharda yağmur yağdıktan sonra çıkmaya başlarlar.Genellikle nemli yerlerde bulunur.

                                       ÇINTAR

  

Çıntar:Sarıya yakın (sarımsı),turuncu,yeşilimsi renginde(zehmer çıntarı-son çıntarlar), kökünden gövdesine doğru saplı olup, huni şeklinde  şapka görünümündedir.Doğada 3-6 gruplar halinde bulunurlar.Genellikle sonbahar da yağmurların yağması ile ormanda çam ağaçlarının ibrelerin (pülçürük) altlarında,kündük,(makilik çalılık)pamukluk ve sandalların(makilik çalılık) arasında nemli bölgelerde bulunurlar.

  

  

Dünyada 100 den fazla bilinen türü vardır.Çıntar 3 şekilde yenir.1.Kavurması yapılarak. 2.Kızartılarak. 3.Oçakta közlenerek(korlaması)

Köyümüzde çıntar kavurması şu şekilde yapılmaktadır.

Temizlenen çıntarlar küçük doğranır. Daha sonra tava içerisine zeytin yağ ve soğanlar konur.Soğanlar kısık ateşte yavaş yavaş sarartılır.Bu işlem yapıldıktan sonra doğranan çıntarlar suyu sıkılarak (isteyen çıntarları haşlayıp suyunu sıkabilir)tava içerinse konur.Çıntar pişmeye başladığında suyu salıverir suyunu çekene kadar pişirilmelidir.Çıntarların suyunu çekmesi demek piştiğiğinin göstergesidir.Belli bir zaman sonra tadına bakılarak pişip pişmediği   anlaşılır.           

ÇINTAR KIZARTMASI

                                

Temizlenen çıntarların sapı(kökü) kesilir.Çıntarların gövde kısmı un’a batırılır.Unlanan çıntarlar tava içerisindeki kızgın yağ içerisine konarak kızarınçaya kadar kızartılır.Çıntarların közlenmesi(Korlanması).Temizlenen çıntarlar  mangal üzerinde  ve köz üzerinde (ateş)üzerinde korlanır.  

                                             ETÇİK(ET MANTARI)

 

            Açık kahverenği ve huni şeklinde,kökünden gövdesine doğru saplı olup şapka görünümündedir. Ormanlık alanda cam ağaçlarının yaprakları(pülçürük)altında bulunurlar.  Kündük ve sandal ağaçlarının arasında bulunurlar.Etçik (Et mantarı)

 3 şekilde yenmektedir.1-Etçik kavurması(Çıntar kavurması ile aynıdır)2-Etçik kavurması(Çıntar kızartması ile aynıdır

3-Etçik aşı(bulgur aşı)

  

  

DOMOLAN(DOBİLEN)

             Genellikle Ormanlık alanlarda çimen bitki  örtüsünün olduğu düz alanlarda bulunurlar.Sarımsı renğinde olup küçük yuvarlak görünümlü mantarlardır.Domolanın  kavurması yapılarak yenilmektedir.

                

ÇİMEN MANTARI

     

Sonbaharda yağmurlarının yağması ile  çimenlerin(küçük otlar) çıkması,yeşil ot bitkisinin olduğu yerlerde bulunurlar.Sapı ve Gövdesi beyaz olup gövdesi alt kısmı pembe görünümlüdür.Gövdesinin alt kısmı siyah olan vardır.Bu mantarlar yenmez çünkü zararlıdır.Çimen mantarında dikkat edilmesi gereken  hususlardan biridir.Çimen mantarın yenilenin gövdesinin alt kısmı pembe renkli olan tercih edilmelidir.

  

NOT:BİLMEDİĞİNİZ MANTARI YEMEYİNİZ. 

       
 
Üyelik Girişi
Muhtarımız

        Mehmet KARAMAN 

0530 6440805